4 dakika, 7 saniye

Eğer ki Kaybedenler Kulübü isimli filmi seyrettiyseniz ya da 1990’lı yıllarda KentFM’de gerçekleşen Kaybedenler Kulübü isimli radyo programını dinlediyseniz “Kim bu Erol Egemen” soru kalıbını mutlaka duymuş ve merak bile etmiş olabilirsiniz.

90’lı senelerde Kent FM radyosunda yayınlanmakta olan Kaybedenler Kulübü isimli programı takip edip canı gönülden dinleyicilerin bileceği bir soru kalıbıdır “Kim lan bu Erol Egemen?”

Kaan Çaydamlı ve Mete Avunduk tarafından hazırlanan bu kült program içerisinde sorulan soru, haftalar, aylar hatta yıllar boyunca bir fenomen haline dönüştü.

Başlıyoruz: Kim ulan bu Erol Egemen?

Erol Egemen’e sorular bile geldi:

Hem programı gerçekten dinleyenler hem de Kaybedenler Kulübü filmini izleyenler kendilerine şu soruları sormaktan çekinmiyorlardı:

  • Bu adam gerçek birisi mi yoksa kurgu karakter mi?
  • Nerede yaşıyor lan bu adam?
  • Ne yiyip içiyor bu Erol Egemen?

“Erol Egemen’in gerçek, kanlı canlı bir insan olduğunu 2000’li yıllların ortalarında öğrendim.” diyor gazetekadikoy.com yazarlarından Melis DANİŞMEND

İsminin “e” harfleri ile dolu ahengi düşünüldüğü zaman hayali bir karakter olduğuna çok kolay inanılabiliyor ki günün birinde Kadıköy ortamlarında görülene kadar. Yıllar içerisinde gerekse Mete Avunduk beyin sahibi olduğu Vintage Records’da gerekse Moda Zeplin’de veya Selamiçeşme Babbo’da Erol Egemen ile sohbet etme fırsatını yakalayanlar oldu.

Mete ve Kaan’ın radyoda defalarca sormaktan bıkmadığı sorudan ortaya çıkan profil, kimilerinin kafasında karanlık ve belki de biraz dağınık bir tip olmuş iken gerçek Babbo’nun yedinci yıl partisinde Kerem Kabadayı ve Erol Egemen ile arka arkaya DJ’lik performansı sergileyenler bile oldu (tabi bu fırsatı yakalayan ve hikayeyi anlatan sayın yazar: Melis Danişmend)

Şaka maka kim bu Erol Egemen

Ege Üniversitesi Jeoloji Kürsüsü’nün kuruculuğunu yapmış olan profesör babasının yaptığı görev nedeni ile Arizona’da dünyaya gelen Erol Egemen aslında deneyimli bir grafikerdir – ki Kaybeden Kulübü filminde de bizzat tasarımcı süsü verilmesinin nedeni budur –

“Tekrar hayata gelsem yine grafiker olmak isterdim”

Erol Egemen yukarıdaki sözü diyecek kadar yaptığı işi çok fazla seviyor. Marmara Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olup uzun yıllar boyunca başta Manajans olmak üzere pek çok ajansta çalşma sergilemiş.

1995 senesinde Mehmet Ulusel ile birlikte kendi tasarım ofislerini faaliyete geçirmişler 90’ların sonlarına doğru ise Altıkırkbeş Yayınlarından çıkan kitapların kapak tasarımlarını üstlenmiş.

Grafik tasarımına olan merakı kendisinden dokuz yaş büyük olan abisi Murat Egemen beyden geliyor – yoksa yeni sorumuz “kim bu murat egemen ya” falan mı? –

Kendisinin müziğe var olan ilgisi bile abisi Murat Egemen sayesinde var oluyor. Sürekli bir müzik dinlenen evde büyüdüğünü, yedi yaşında iken annesinin kendisine bir pikap hediye aldığını belirtiyor.

Erol Egemen & Plak Koleksiyonu

Erol Egemen’in sahip olduğu Led Zeppelin, Deep Purple gibi grupların plakları kaptan dayısı sayesinde yurtdışından gelirmiş. Seneler geçtikçe farklı müzik türlerinin en iyi örneklerini dinlemeye, sahip olduğu koleksiyonu büyütmeye devam etmiş.

Erol Egemen DJ’lik yapmaya nasıl başladı

“Arkadaşlarla toplanılır, iş müzik çalmaya geldiği zaman herkese hamallık gibi gelir bana keyif olarak geldiği için hep üstüme kalırdı. Böyle böyle bu işi üstlenmeye başladım derken eş dost mekanlarında, Masal Evi, Trip, Hera’da çalmalar başladı”

İşte Erol Egemen kendi ağzı ile DJ’lik kariyerine nasıl başladığını bu şekilde özetliyor. Zamanında Erol Egemen, ara ara 6:45 mekanlarında ve Babbo’da çalıyordu.

Erol Egemen tarafından var olan bir kulüp

Filme dahi konu olan Kent FM döneminden söz ederken öğreniliyor ki, radyo kurulur iken logosunu Erol Egemen tasarlamış. O dönem Yol Boyu isminde bir blues programı dahi hazırlamış. “Kim lan bu Erol Egemen?” kalıbının nasıl ortaya çıktığına gelince konu anlatmaya başlıyor bizim Egemen;

“Kaan ve Mete’nin radyo programı başladıktan sonra sık sık bir araya gelmeye başladık. Bir gün bizde toplandık, yiyoruz, içiyoruz. Barbunya pilaki vardı sofrada, ben de zeytinyağlıları bir doz daha şekerli severim. Kaan ve Mete pilakiden birer kaşık aldılar, ‘Bu ne ya! Barbunya reçeli gibi!’ diye bir saat kafa ütülediler evde. Sonra ilk Kaybedenler Kulübü programında, ‘Ya barbunyaya bu kadar şeker mi konulur, kim lan bu Erol Egemen? Biz onun istediği gibi barbunya yemek zorunda mıyız!’ diye bir sardılar bana, ondan sonra başlarına ne gelirse benden bilmeye başladılar.” (gülüyor)